Aptallar İçin Tarımsal Ar-Ge Projesi

"Şimdi ben buraya neden yazıyorum, niçin yazıyorum, nasıl yazıyorum, bu tür detayları konuşmaya gerek yok" (umudumuz şaban, 1979) gibi saçmalıklarla ~50 yıldır uyuşturulmuş bir Türk milleti beynini uyandırmaya çalışıyorum.

Akademisyen denilen kesim içerisinde %99 oranda bulunan, öğrenciye ve araştırmacıya her türlü mobbing'i yapmayı kendisine hak gören sülüklerden bıktım. Bu mallar yüzünden ülke kalkınamıyor ve gençler yurtdışına kaçıyor. Ben de birgün gideceğim. Sonuçta koyduğum bir tarih var ve o tarihe kadar sabrım var. Sonrasında hayat benim. Bugüne kadar 3 doktora bıraktım ve aslında nedeni çok basit; cebimden para çıkarken, kendi zamanımı yatırırken bu muameleye katlananmam. Yurtdışındaki gibi bir gradschool mantığı yok çünkü. Orada adamlar ne diyor, konu bu, ekipman bu, sana şu kadar para veririm, 4 yıl süren var, 4 yıl sonra 1 saatte yaptıklarını anlatırsın. Burada ise, sen cebinden paranı koyuyorsun, herşeyini satın alıyorsun, zamanını koyuyorsun, ama ona rağmen karşındaki dinozor bozuntusu mal senin zamanını ve paranı boşa harcama lüksünü kendisine hak görüyor. Bu ve benzeri nedenlerle, geçtim bursa uludağ üniversitesini, istanbul teknik olarak arızalı üniversitesinde bile doktoramı bıraktım. ben bu muameleyi hak etmedim, onlar da benim zekamdan faydalanamadılar. sonuçta bilim kaybetti. çünkü onların da bilime bir katkısı yok, ben de yapamadım. tamamen heves konusu bu, başka bir şey değil. şu anda yeni bir doktoraya başladım, bu sefer içerisinde tarım yok, bakalım önüme engel koyacak gerizekalı çıkacak mı merak ediyorum. bu ülkede ne zaman tarım ve tarbil dediysem başıma gelmeyen kalmadı. bir gün tarım bittiğinde ne bulursanız onu yersiniz.
Yukarıdaki videoda da anlattım. 

Sonuçta ben kalkıp bana bunları yapan adamlara mobbing davası açsam, elime bir şey geçmeyecek. O malların en başında bunu yapmaması gerekiyordu, ama o mallar kalkıp bana dava açarsa kazanırlar, neden, çünkü onlar "akademisyen". yemişim yaptığınız işi. körler sağırlar akademik konferanslarda birbini ağırlar 🙂

enough chit chat. Bu bloğu neden yazıyor ve yayınlıyorum? 

Tabi öncelikle ben kimim değil mi? Ben Celil Serhan TEZCAN, 87 Türkiye doğumlu, Annesi ve Babası Ziraat Yüksek Mühendisi olan, 4. Nesildir tarımla uğraşan bir aileden gelen bir vatandaşım. 3 yaşında konuşmuş, 5 yaşında okumaya çalışmış, 7 yaşında Bilim ve Teknik dergilerini okumaya başlamış, 8 yaşında elektroniğe merak sarmış, daha sonra transistörün çalışma mantığını merak ederken fiziğe ilgi duymuş, 9 yaşında Steven Weinberg’in “ilk üç dakika” adlı kitabını okurken beyninde şimşekler çakmış ve hayatını fizikçi olmak için birikimlerle donatırken, 2005 yılında istemeyerek de olsa ziraat fakültesi, ziraat mühendisliğine gitmiş bir bireyim. Eğitim sistemi sizin hayatınızı mahvettiği gibi benimkini de mahvetti kısaca. Çünkü, her zaman fizikçi olmak isterken birden kendimi, çok düşük puanlı, çalışmadığım bir sınavın, tercihleri bile tarafımdan yapılmadığı bir bölümde bulmuştum kendimi, hatta daha da trajikomik tarafı, eve en yakın ziraat fakültesi tutmuştu tercihlerde.. gülme! Neden böyle oldu? Çünkü “fizikçi olacaksın da iş mi bulacaksın” dediler, astronomi ve uzay okuyayım, matematik, bilgisayar, fizik öğretmeni bile olabilirim dedim, “diplomalı falcı mı olacaksın” dediler, GÜLME dedim! Ve mecburen başladım kapasitemin çok ama çok altındaki ziraat mühendisliğine ve dedim madem ki bu okul okunacak ve aileden gelen 100 yıllık tarım mirası devam ettirilecek, mecburen okulu okudum ve bitirdim. Devamı olarak da, okulda herhangi bir elle tutulur eğitim alamadığımdan, bu ülkenin tarımı kurtarılsın diye çalışmalarıma devam ettim. Sonuçta malum, örgün öğretimle ziraat okumuş olabilirim ama ikinci öğretimlerle de fizik derslerine girmiş, fizik topluluğu ile gezmiş, teorikfizikci com adresini almış bir ziraat mühendisiyim. Yani beni diğerleri ile karıştırmayın, kendinizle de kıyaslamayın.

Bu kadar saçma ve ego dolu bir girişten sonra, mükemmelliyetçi ve egoist akademisyenlerin bulunduğu (bana nereden bulaştığı belli değil mi?), elle tutulur herhangi bir şey gösteremeyecekleri, çoğunun tek marifeti p hacking (istatistik bilmeyenlere; değerler üzerinde "mış gibi yapmak" https://academia.stackexchange.com/questions/60401/are-p-hacking-and-hypothesising-after-results-are-known-considered-misconduct-in) ile makale yazabilmek olan bu akademisyen sürüsünün bulunduğu ortamda belki birşeyleri düzeltirim diye yıllarımı tamamen boşa harcadım ve bu benim tamamen aptallığımdan ve naifliğimden kaynaklanmakta olduğunun da artık farkındayım. Bu, “bazı” akademisyenlerin “takması” ve öğrencileri zor durumda bırakması herkes tarafından nedense “normal” karşılaşılan bir gerizekalılık olduğunun da farkındayım. Bunlara haddini bildirmek bana mı düştü? Evet. Neden? Günün sonunda benim elle tutulur sonuçlarım var, onların? Halen emeklilik yaşına gelmiş, kendisine profesor diyen tipler, kalkıp egolu egolu “bu yaşta proje yazımı konusunda oğlumun kitaplarını okuyorum” diyip gülüp geçiyorlar. Onlar, zamanında benim projelerimle dalga geçiyordu, şimdi ise proje nedir nasıl yazılır onu öğrenmeye çalışıyorlar. ama bilmez ki, proje içerisinde 200 kadar değişken vardır, senin 70 yaşındaki zekan artık kaldırmaz, bulunduğun pozisyonu terk et, kadroları işgal etmekten vazgeç! Şimdi akademi sevicileri “bu kadar da ağır laflar edilmez ki” derse de, bu bölümlerin mezunları dağ bayır dolaşmak yerine, son derecede modern teknolojilerle, işlerini oturdukları yerden yapabilme hakkına sahip, o teknolojilerin öğretilmesi için hiçbirşey yapılmıyor, hele o teknolojileri geliştirmeye çalıştığınızda ise… neyse, çok uzatmadan, ben, benim yaşadığım ve gördüğüm yanlışlar tekrarlanmasın diye bu yazıları yazıyor ve yayınlıyor olacağım, başıma bir şey gelirse diye de otomatiğe bağlayıp ayna siteler kuracağım google indexine girer bir süre sonra "çılgın mucit akademiye ateş püskürdü" diye. eğer gururuna ve onuruna dokunan olursa adım adresim belli, avukat bilgilerimi de hemen paylaşırım ama sağlam kanıtlarla gelmeniz gerek, ben yaşadığım sıkıntıyı biliyorum ve tüm kanıtlarım mevcut. Sistematik olarak yaptığınız baskıdan dolayı bıktım ve bıraktım, size mobbing davası açardım da… hukuk mu kaldı ülkede? 

Tabi bu yazı serisinde yazdıklarım çok ağır gibi gözükebilir, bir de bunun istanbul teknik olarak arızalı üniversitesi versiyonu var. sonuçta ne demişler, “bu ülkece hiçbir başarı cezasız kalmaz” veya Celal Şengör’e kablosuz sensör ağlarında yaşadıklarımı anlattığım maili atınca bana yazdığı mailde söylediği gibi “zeki, sorgulayan ve çalışkansanız başınıze gelmeyen kalmaması normaldir” gerçi burada birşey de söylemek lazım itü ile ilgili, “bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyim” değil mi? itü’deki hocamın celal şengör ile makalesi vardı… bu gibi saçma sapan bir yığın nedenden dolayı, bu saatten sonra heyecanımı geri getirmek mümkün değil. Ben uğraştım. Elimden geleni de yaptım. Ama bu ülkede tarım hiçbir zaman kurtarılamayacak. Tarbil gibi projelerin hesabı sorulmadığı sürece bu ülkede tarım geride kalmaya devam edecek. Siz sıradan bir kontrol ve otomasyon bölümünde doktora almış bir tipi, Türkiye’nin en ileri teknolojili tarım projesi başına koyarsanız böyle olur tabi, ne oldu sonuçta tarbil, hemen kısaca değineyim, 1200 istasyon kurulacaktı, 441 tane kuruldu, bir kaç terabyte veri toplandı, ödemeler Turkcell’e yapılamadığı için istasyonlarla iletişim kesildi, arada bir kaç bakan değişti ve bu süreç içerisinde istasyonların yerinde olup olmadığını bilmeyen kişiler bana ulaşıp bu projeyi yeniden ayağa kaldırmak istiyoruz ne tavsiye edersiniz dedi. Tamamen vatanseverlik uğruna hiç para almadan tercih ve tavsiyelerimi bildirdim, artık ne yaptılar bilmiyorum.

Bu kadar bürokratik saçmalık yeter, sadede gel.

Gerçi, tabi bu yazılar, onlara yaptığım kerizlik gibi bir sistem tamamen sıfırdan nasıl kurulur ondan bahsetmiyor, dolayısıyla bir kaç kuraldan bahsetmek lazım. Bu konuya girerken hiçbir şekilde mikro işlemci nedir, nasıl programlanır, ne yapar, ne eder bilmiyordum, sadece çocukluktan gelen bir elektronik merakım vardı, basit flip flop devreler, ufak tefek tamirler, iyileştirmeler, tersine mühendislikler falan, onu da daha sonra Fotoğraf Makinemi programlamak için öğrendiğim Canon Hack Development Kit (CHDK) bilgim ile birleştirmiştim. Bir Elektronik, Bilgisayar, Mekatronik ve/veya alakalı bölümler mühendisi değilim (!). Olsaydım bu projeler ortaya çıkmazdı. Zamanında bu ve benzeri projeleri yapması için görüştüğüm elektronik mühendisliği vb. bölümlerden, bu konuların zor olduğu, o kadar kısa sürede (1 yıl) içreisinde bunun ar-ge’sinin bitmeyeceği ve asla o kadar uzun süre çalışan bir cihaz yapılamayacağını da birebir gidip sordugumda işitmiştim. Bu, elektronik mühendislerinin birşey yapamayacağını değil, sadece konuları halen çok fazla kompleks düşündüklerine bir göndermeydi. Zaten bu yazı da analitik düşünme ile alakalı olduğundan, aslında sorunların o kadar da abartıldıgı kadar olmadığına dair kesitler barındırıyor.

Dolayısıyla bu blog serisi bu işin mühendisliği nedir nasıl yapılır sorunlar nasıl çözülür kod nasıl yazılır vb. öğretmez. Bu blog serisi analitik düşünce nedir, ne tür sorunları nasıl çözer onu öğretir. Bir ziraat mühendisi olarak başımdan geçen olayların hikayesi, anısı ve nasıl başa çıktığımı da anlatır. Ben bunları yaptım diye başka bir ziraat mühendisinin de aynısını yapmaya çalışmasına gerek de yoktur. Ama eğer çalışıyorsa beni bulsun. Ona bir kaç tavsiyem olacak. Fakat eğer söz konusu mühendislikse, yeni mezun da olsa, kıdemli de olsa, doktor da olsa, profesör doktor da olsa, proje nedir, proje nasıl yazılır, proje nasıl yönetilir bilmesi gerekir. Bugün, bir sorun tamamen en kaba hali ile masaya oturtulduğunda, altından kalkamıyorsa bir mühendis, onun aldığı eğitimin tamamının sorgulanması gerekir. Bu sorun, burada bahsedilen bir sorun gibi de olabilir tamamen kendi alan uzmanlığını ilgilendiren bir sorun da olabilir. Burada sözü geçen konular, o sıralarda bölüm konu dışı olarak gözüküyordu fakat ben geleceğin nasıl bir yer olması gerektiğini görmüş, bunu açıklamış ama anlatamamış, bu nedenle “görmek istediği değişim olmaya” karar vermiş biriyim, ve bugün bakıyorum da, tüm Ziraat Fakülteleri ve özellikle Biyosistem Mühendisliği bölümleri bu konuların peşinde koşmakta. Tabi bu konuların peşinde koşarak sadece hazır oyuncaklarla sorunlar çözülmemeli, eğer çözülebiliyorsa bile bu süreçler makalelerde kalmamalı. 

Sonuçta, "1000 tane makaleniz olsun, 1 atıf yoksa anlamsız, 1000 atıf olsun 1 patent yoksa anlamsız, 1000 patent olsun 1 satış yoksa anlamsızdır. Bilim halk için yapılır ve bilimsel araştırmaların sonuçları insanların hayatına yazılım, donanım ve yöntem olarak girmek zorundadır."-cstezcan, nasıl laf ama? 

Eğer siz bilimi sadece maaş almak için yaptığınızı sanıyorsanız, bu ülkenin parasını ve bu ülkenin zamanını boşa harcıyorsunuz. Bilim camiasında yapılan pi hacking ne seviyede bunu görüyor ve biliyoruz. Bu ülkenin ve dünyanın analitik düşünce yeteneğine sahip, herhangi bir sorunu, multidisipliner yaklaşımla çözebilecek, yetenekli, meraklı, çalışkan “sanatçılara”, mühendislere ve bilim insanlarına ihtiyacı var. Sanatsız bir toplum ruhsuz ve inançsız bir toplumdur. Evet sanatçı, zoruna mı gitti? Eğer sanatı yaşatamıyorsak, sanatı bilimle, mühendislikle birleştiremiyorsak ilerleyemeyiz. Dünyanın en yüksek verimli aracını tasarlayın, eğer estetikten yoksunsa, içerisinde herhangi bir sanatçının tasarımı yoksa bir anlamı yoktur. İşte tam olarak burada analitik düşünce devreye girmektedir, analitik düşünce, bir şeyleri parçalarına ayırarak düşünme sanatıdır ve çok kompleks sorunları en temel parçalarına ayırarak çözebilmeyi sağlar. Analitik düşünce ülkedeki sözde “çalışan” kitlesinin %99’unda görünen bir özellik değildir. Bunun en büyük nedeni de, bence, öyle bir eğitim sistemimizin olmamasıdır. Herkesten S.T.E.M.A.S., bilim insanı, teknolojist, eğitmen, matematikçi, sanatçı, sporcu yaratmaya çalışan bir eğitim sistemi olduğundan iş yöneticilerinde de bu özellik yoktur. Zaten başarılı holdinglerin başlarındaki kişilere bakıldığında hepsinin ya özel kolejler ya da yurtdışı eğitimli olduğu görülebilir. Bizdeki eğitim sistemi ve devamındaki çalışma düzeni işin tamamını bir adamın sırtına yükler ve ortaya hiçbirşey çıkmaz. Bu nedenle biz daha 4.0 implementasyonu konusunda tırmalıyoruz, adamlar endüstri 5.0’ı konuşuyor... Neyse… bu konular derin.

Kısaca, bir anı serisi, okuma isteği size kalmış, okuyunca bana acımayın, ben kendime acımamışım. Hata bende.
Create your website with WordPress.com
Get started